top of page

 

Neden Bazı İnsanları Bir Türlü Bırakamıyoruz?

Bazen gitmemiz gerektiğini bildiğimiz halde neden kalmaya devam ediyoruz?

Hayatta bazı ilişkiler vardır; insan o ilişkinin içinde iyi hissetmediğini aslında çok net bilir, hatta çoğu zaman neyin yanlış gittiğini de az çok görür, ama buna rağmen bir türlü uzaklaşamaz. Kafasının bir tarafı “bu bana iyi gelmiyor” derken, başka bir tarafı hâlâ beklemeye, umut etmeye ve bir şeylerin düzeleceğine inanmaya devam eder.

 

Dışarıdan bakıldığında bu durum çoğu zaman basit görünür: “Madem mutsuzsun, neden gitmiyorsun?” Ama işin içinde olan kişi için mesele hiçbir zaman bu kadar düz değildir. Çünkü bazı insanları bırakamamak sadece bir karar meselesi değil, çoğu zaman çok daha derin, çok daha insani bir süreçtir.

 

Bu Bir “Güçsüzlük” Meselesi Değil

İnsan kendine kızabilir, “Ben neden hâlâ buradayım?” diye düşünebilir, hatta kendi kararlarına güvenini kaybetmeye başlayabilir. Ama burada önemli olan şeyi görmek gerekir: Bu tür ilişkiler sadece duygusal değil, aynı zamanda zihinsel ve biyolojik olarak da bağlayıcıdır.

Psikoloji literatüründe “düzensiz pekiştirme” olarak geçen bir kavram vardır. Basitçe söylemek gerekirse, sevgi, ilgi ya da yakınlık bir var bir yok olduğunda, yani kişi bazen çok yakın, bazen tamamen uzak olduğunda, insan zihni bu belirsizliği çözmeye çalışırken ilişkiye daha güçlü bağlanır.

Bu durum, kumar makinelerinde çalışan sistemle oldukça benzerdir. Ne zaman kazanacağını bilmezsin, ama bir sonraki denemede kazanma ihtimali seni oyunda tutar. İlişkilerde de benzer bir döngü oluşur: Bazen çok iyi hissettirir, bazen çok kötü, ama insan o “iyi anların” tekrar geleceğine tutunur.

 

Aslında Kişiye Değil, Hissettirdiğine Bağlanıyoruz

Çoğu zaman fark edilmeyen ama çok önemli olan bir nokta vardır: İnsan sadece karşısındaki kişiye değil, o kişiyle birlikte hissettiği duygulara bağlanır.

 

Bazen o kişi seni ilk kez gerçekten görülmüş hissettirmiştir.

Bazen uzun zamandır aradığın yakınlığı onda bulduğunu düşünmüşsündür.

Bazen de onunla birlikteyken, “belki sonunda ben de seçileceğim” hissi ortaya çıkmıştır.

Bu yüzden ilişkiyi bırakmak sadece bir insanı hayatından çıkarmak gibi yaşanmaz; aynı zamanda o hisleri, o ihtimalleri ve o anlamı da bırakmak gibi gelir. Ve bu, çoğu zaman sandığımızdan çok daha zor bir süreçtir.

Tanıdık Olan Her Zaman Sağlıklı Değildir

İnsan zihni çoğu zaman sağlıklı olanı değil, tanıdık olanı seçer. Ve ne yazık ki tanıdık olan şey her zaman huzurlu değildir.

 

Özellikle geçmişte sevginin tutarsız olduğu, ilginin kazanılması gereken bir şey gibi yaşandığı deneyimler varsa, yetişkinlikte benzer dinamikler içeren ilişkiler garip bir şekilde “tanıdık” hissettirebilir. Bu tür ilişkiler yorsa bile, insanın içinde bir yer “ben bunu biliyorum” der ve bu tanıdıklık, ilişkiye tutunmayı kolaylaştırır.

 

Bu yüzden bazı insanlar, onları yoran ilişkilerde kalmaya devam ederken aslında sadece bugünü değil, geçmişten gelen bir hissi de yaşamaya devam ediyor olabilir.

Aslında Zor Olan Bırakmak Değil, Boşluk

Bir ilişkiyi bitirmek çoğu zaman sadece o kişiden ayrılmak değildir. Aynı zamanda bir rutinden, bir alışkanlıktan, bir mesaj bekleme halinden ve zihinsel olarak o kişi etrafında dönen bir dünyadan da uzaklaşmak anlamına gelir.

İnsan bazen mutsuz olduğu bir ilişkide bile, o ilişkinin sağladığı tanıdıklık hissini kaybetmekten korkar. Çünkü belirsizlik, çoğu zaman acıdan daha zorlayıcı olabilir. En azından acı tanıdıktır; nasıl hissedileceğini bilirsin. Ama boşluk, bilinmezdir.

 

Bu yüzden bazı insanlar ilişkiye değil, aslında o boşluktan kaçınmaya tutunur.

“Belki Değişir” Umudu Neden Bu Kadar Güçlü?

Bu tür ilişkilerde en güçlü bağlardan biri de umuttur. Özellikle kişi zaman zaman iyi davrandığında, küçük de olsa bir yakınlık gösterdiğinde, insanın içinde şu düşünce oluşur: “Aslında böyle biri, sadece şu an böyle davranıyor.”

 

Ve bu düşünce, insanı ilişkide tutan en güçlü şeylerden biri haline gelir. Çünkü artık ilişkiyi olduğu haliyle değil, olmasını istediğimiz haliyle yaşamaya başlarız.

Ama burada durup sormak gereken zor bir soru vardır:

Ben bu kişiyi mi seviyorum, yoksa bir gün dönüşeceğini umduğum halini mi bekliyorum?

Peki Bu Döngüden Nasıl Çıkılır?

Bu tür ilişkilerden çıkmak genelde tek bir kararla, ani bir kopuşla olmaz. Daha çok fark ederek, yavaş yavaş çözülerek ilerleyen bir süreçtir.

İnsan önce kendine şunu sormaya başlar:

“Ben bu ilişkide neye tutunuyorum?”

“Bu ilişki bana nasıl hissettiriyor?”

“Burada kalmak bana neye mal oluyor?”

Bu soruların cevapları her zaman kolay değildir, ama genelde yön göstericidir. Çünkü mesele sadece o kişiden uzaklaşmak değil, aynı zamanda kendine biraz daha yaklaşabilmektir.

Son Not

Birini bırakamıyor olman, senin zayıf olduğun anlamına gelmez. Çoğu zaman bu, bağ kurabilen, umut edebilen ve kolay vazgeçmeyen biri olduğun anlamına gelir.

Ama bir noktada şunu fark etmek gerekir:

Sevgi, insanın kendini sürekli eksik hissettiği bir yer olmak zorunda değildir.

Belki de asıl soru şudur:

Ben bu sevgiyi biraz da kendime verebilir miyim?

Ve bazen en büyük değişim, birini bırakmakla değil, kendinden vazgeçmemeyi seçmekle başlar.

 

 

 

 

Kaynaklar

  • Ferster, C. B., & Skinner, B. F. (1957). Schedules of Reinforcement

  • Ettenberg, A., et al. (1996). Reward and motivation research

  • Fisher, H. (2016). Neural mechanisms of romantic love

  • Mikulincer, M., & Shaver, P. (2007). Attachment in Adulthood

bottom of page