“Kendimi Anlatamıyorum”: İlişkilerde İfade Etmenin Neden Bu Kadar Zor Olduğunu Anlamak
Bazı cümleler vardır, insanın boğazında düğümlenir. Söylemek isteriz ama bir türlü doğru zamanı bulamayız. Söylersek yanlış anlaşılmaktan korkarız. Söylemezsek içimizde büyür.
Birçok insan ilişkilerde tam da bu noktada kalır: Hissediyorum ama anlatamıyorum.
Belki de bu yüzden bazı tartışmalar aynı yerde tıkanır. Karşımızdaki kişi “neden söylemedin?” diye sorar. Biz ise gerçekten neden söyleyemediğimizi tam olarak açıklayamayız.
Peki insan, en yakın olduğu kişiye bile kendini ifade etmekte neden zorlanır?
Konuşmamak Bazen Bir Koruma Mekanizmasıdır
Duyguları ifade etmek, sandığımızdan çok daha kırılgan bir deneyimdir. Birine iç dünyamızı açtığımızda yalnızca bir düşünceyi değil, aynı zamanda reddedilme ihtimalini de ortaya koyarız.
Bağlanma kuramı üzerine yapılan çalışmalar, bireylerin duygusal yakınlık karşısında farklı stratejiler geliştirdiğini gösterir. Kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler yoğun şekilde anlaşılma ihtiyacı hissederken, kaçıngan bağlanma stiline sahip bireyler duygusal açıklığı tehdit edici bulabilir (Mikulincer & Shaver, 2007).
Bu nedenle bazı insanlar duygularını fazla dile getirirken, bazıları ise tam tersine içlerinde tutmayı tercih eder.
Yani ifade edememek çoğu zaman bir eksiklikten değil, zihnin geliştirdiği bir korunma stratejisinden kaynaklanır.
Duyguları Bastırmak İlişkilere Ne Yapıyor?
Duygular ifade edilmediğinde ortadan kaybolmaz. Genellikle şekil değiştirir.
-
Bastırılmış bir kırgınlık zamanla mesafeye dönüşebilir.
-
Söylenmeyen bir ihtiyaç, pasif bir kızgınlığa dönüşebilir.
-
Anlatılamayan bir hayal kırıklığı ise sessiz bir uzaklaşma yaratabilir.
Gross ve John’un (2003) duygu düzenleme üzerine yaptığı çalışmalar, duyguları bastırmanın bireylerde daha fazla stres, daha düşük ilişki memnuniyeti ve daha az duygusal yakınlıkla ilişkili olduğunu göstermiştir.
Yani çoğu zaman sorun duyguların kendisi değil, ifade edilmemesidir.
“Yanlış Anlaşılmaktan” Korkmak
İlişkilerde ifade etmenin önündeki en büyük engellerden biri de yanlış anlaşılma korkusudur. Özellikle geçmişte ifade ettiğimiz duygular küçümsendiyse veya görmezden gelindiyse, zihnimiz şu mesajı öğrenebilir:
“Söylesem de bir şey değişmeyecek.”
Bu deneyim zamanla kişinin kendini geri çekmesine neden olabilir.
Fonksiyonel Analitik Psikoterapi gibi ilişkisel yaklaşımlar, insanların duygularını ancak güvende hissettikleri ilişkilerde daha rahat ifade edebildiklerini vurgular (Kanter et al., 2005).
Başka bir deyişle, ifade etmek yalnızca bireysel bir beceri değil, aynı zamanda ilişkisel bir güven meselesidir.
Kendini Anlatabilmek Öğrenilebilir mi?
İyi haber şu: Kendini ifade etmek doğuştan gelen bir özellik değil, geliştirilebilen bir beceridir.
Küçük ama etkili bazı adımlar bu süreçte yardımcı olabilir:
-
Duygunun adını koymak
Bazen ifade etmek zor çünkü ne hissettiğimizi tam olarak bilmiyoruz. “Kırıldım mı, yoksa hayal kırıklığı mı yaşıyorum?” sorusu bu noktada önemlidir.
-
İhtiyacı fark etmek
Duygular çoğu zaman karşılanmayan bir ihtiyacın işaretidir. Yakınlık, takdir, anlaşılma, güven…
-
Suçlamadan konuşmak
“Sen hiç beni anlamıyorsun” yerine “Kendimi anlatamadığımda yalnız hissediyorum” gibi ifadeler iletişimi açabilir.
Araştırmalar, duygularını açık şekilde ifade edebilen bireylerin daha yüksek ilişki doyumu ve daha güçlü bağlar kurabildiğini gösteriyor (Gottman & Levenson, 1992).
Belki de Asıl Soru Şu
Birçok insan ilişkilerde şunu düşünür:
“Karşımdaki kişi beni gerçekten anlıyorsa zaten söylememe gerek kalmamalı.”
Ama gerçek şu ki, insanlar çoğu zaman zihin okuyamaz.
İlişkiler çoğu zaman iki kişinin birbirini yavaş yavaş öğrenme sürecidir.
Bu yüzden belki de kendimize şu soruyu sormak iyi bir başlangıç olabilir:
“Benim içimde söylemek isteyip de söylemediğim ne var?”
Bazen tek bir cümle bile bir ilişkinin yönünü değiştirebilir.
Kaynakça
-
Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2007). Attachment in adulthood: Structure, dynamics, and change. Guilford Press.
-
Gross, J. J., & John, O. P. (2003). Individual differences in two emotion regulation processes. Journal of Personality and Social Psychology, 85(2), 348–362.
-
Kanter, J. W., Tsai, M., & Kohlenberg, R. J. (2005). Functional Analytic Psychotherapy. Behavior Therapy, 36(4), 363–374.
-
Gottman, J. M., & Levenson, R. W. (1992). Marital processes predictive of later dissolution. Journal of Personality and Social Psychology, 63(2), 221–233.
