Psikoloji Dünyasında Önemli Bir Kavram: Şefkat
Peki neden şefkate ihtiyaç duyarız, hiç düşündünüz mü?
Şefkat, yaşanılan bir durumun ardından zorlanmanın ya da kırılganlığın fark edilmesi, bu deneyimin yargısız bir şekilde anlaşılması, kabul edilmesidir. Kişinin kendisini yaşadığı durumdan, düşüncelerinden ve duygularından dolayı eleştirmemesi, suçlamaması, aksine tüm bu deneyimlere anlayışla yaklaşabilmesidir.
Bir başkasına şefkat göstermek çoğu zaman daha kolaydır. Kendimize şefkat göstermek ise genellikle iyi hissettiğimiz anlara kalır. Oysa öz-şefkatin asıl ortaya çıktığı yer, en zorlandığımız ve en kırılgan hissettiğimiz anlardır.
Suçlamak mı, şefkat göstermek mi daha kolay?
Çoğu zaman cevap, alışılmış olandır. Yıllarca yapılan hatalarda kendisini suçlamış, eleştirmiş birisi için bunu yapmamak ne kadar tuhaf. Bu kişiler için süreç o kadar otomatikleşmiştir ki, herhangi bir durum için kendilerini suçlamak akla gelen tek çözümdür. Aslında, bu bilinçli şekilde yapılan bir davranış değil, ters giden durumlara karşı vermeye alıştıkları tepki biçimleridir.
Dolayısıyla, kişi şefkat uygulamaya alışkın olmadığında suçlamayı daha kolay bulabilir. Ama suçlamanın yerine şefkati koyduğunda hayat çok daha yaşanılası bir yere dönüşür.
Kimler için şefkat uygulamak daha kolaydır?
Bunun için gözlerimizi bağlanma kuramına çevirebiliriz. Tabi ki insan, doğası gereği ilişki kurmaya ve anlaşılmaya ihtiyaç duyan bir varlıktır. İlişki kurmayı ve anlaşılabildiğini çocukluğunda deneyimlemiş bireyler için şefkat alanı açmak çok daha kolaydır. Yani, bireyin erken dönem bakım verenleriyle kurduğu ilişki, şefkatle kurduğu bağı da şekillendirir. Güvenli bir bağlanma stiline sahip bireyler, hem başkalarından şefkat almayı hem de kendilerine şefkat göstermeyi daha kolay içselleştirir. Ancak bu, diğer bağlanma örüntülerine sahip bireylerin şefkat geliştiremeyeceği anlamına gelmez; bu beceri sonradan da öğrenilebilir.
Herkes şefkate ihtiyaç duyar mı?
Tekrar belirtmek isterim ki; şefkat uygulamak veya ona alan açmak, alışkın olmayan bireyler için kolay değildir. Bu bağlamda, bazı bireyler şefkat ihtiyacını açıkça ifade ederken, bazıları daha mesafeli bir duruş sergileyebilir. Bu farklılık, çoğu zaman şefkat ihtiyacının yokluğundan değil, geçmiş deneyimlerin oluşturduğu koruyucu stratejilerden kaynaklanır. Duygusal olarak ihmal edilmiş ya da tutarsız şefkat deneyimleri yaşamış bireyler, zamanla şefkati talep etmekten kaçınabilir veya buna ihtiyaç duymadıklarını düşünebilir. Dahası, bu süreçte duygularla temas da zayıflayabilir.
Özetle, her birey şefkate ihtiyaç duyar; ancak bu ihtiyacın ifade edilme biçimi, yoğunluğu ve görünürlüğü kişisel öyküye bağlı olarak değişkenlik gösterir. Şefkatten uzak duruyor gibi görünen tutumlar dahi çoğu zaman ihtiyaç duyulmadığı için değil, incinmeye karşı geliştirilmiş bir korunma biçiminden beslenir.
Kendimize şefkat göstermeye nasıl başlayabiliriz?
Kendimize aniden şefkatli yaklaşmaya başlayamayız, bu zamanla öğrenilen ve pratikle derinleşen bir beceridir. Özşefkat yapılan büyük değişimlerden çok küçük ama istikrarlı adımlarla gelişir. Küçük adımlar atmak için hazırsanız bunlardan başlayabilirsiniz:
Fark etmek
Fark etmek her türlü değişimin ilk adımıdır. Kendinizde oluşacak bu değişim için ilk başta gözlerinizi kendinize çevirmelisiniz. Kendinizle nasıl konuşuyorsunuz, hiç daha önce gözlemlemiş miydiniz? İç sesiniz eleştirel mi, yoksa destekleyici mi? Yaşadığınız durumlar karşısında hata yapmaya ne kadar alanınız var? Kendinize karşı acımasız davranabildiğiniz zamanlar var mı?
İç sesi yumuşatmak:
Eleştirel ya da acımasız davrandığınızı düşündüğünüz zamanları bir yere not edebilirsiniz. Bu anları, kendinize söylediğiniz cümlelerin üstünden yeniden düşünün. Bunları söylüyor olmak size nasıl bir etki sağlıyor? Aynı durumda bir arkadaşınıza neler söylerdiniz?
Çoğu zaman bir başkasına yaptığımız konuşmalar çok daha şefkat dolu, onun hatalarına çok daha alan açan bir yerdedir. Bu şefkati siz de hak ediyorsun. Arkadaşınıza söylediğiniz şekilde kendinizle konuşmayı denemek aradaki farkı anlamak için güzel bir pratik olabilir.
Duygularla temas kurmak:
Ne hissettiğinizi fark etmek ve duygularınızı isimlendirmek, kendinızle bağ kurmanın temelidir. “Zorlanıyorum”, “kırıldım”, “yoruldum” diyebilmek şefkatin kapısını açar. Bu duygularınızı anlamlandırabildiğinizde, sorgulayabilirsin. “Neden zorlandığım bir şeyi yapıyorum? Kırgınlığım bana ne anlatıyor?”
Davranışa dökmek:
Şefkat sadece düşüncede kalmaz. Dinlenmek, ihtiyaçlarınızı ertelememek, ya da “bugün elimden gelen buydu” diyebilmek de şefkatli bir tutumdur.
Kendinize şefkat tanıyabileceğiniz bir başka alan; öz-şefkatle tanışma sürecinizin kendisi olabilir. Bahsedildiği gibi, öz-şefkat başta yabancı ya da zorlayıcı gelebilir, bu çok anlaşılır bir durumdur. Zamanla ve tekrar ettikçe daha doğal ve tanıdık bir hale gelir.
Sonuç olarak şefkat, kendinize iyi davranmayı zorlamak değil; kendinizle kurduğunuz ilişkiyi farkında olarak; daha anlayışlı, dengeli ve destekleyici bir hale getirme sürecidir.
Ve hatırlamak önemli: Hata yapmak, zorlanmak ve yetersiz hissetmek yalnızca size özgü değil; insan olmanın doğal bir parçasıdır.
-Uzman Psikolog İrem Gözelekli
